İnsanlığı Tehdit Eden Küresel Büyük Felaket Geliyor!

Küresel olarak tüm dünyaya hızla yayılan ve önü alın alınamayan tüketim çılgınlığı, sıradan bir insanın havsalasının alamayacağı bir hızda ve çeşitlilikte üretilen teknolojik alet ve edevat, dünyanın her tarafında peynir ekmekten daha hızlı satılıyor. Çöpler elektronik atıklarla doluyor, hayatımızı kolaylaştırmayı vadeden cihazlar dünyayı yavaş yavaş bize dar ediyor.
Dünyada birçok insan, hatta dünyanın birçok gelişmiş ülkesi, çaktırmadan ufuktaki bir “küçük kıyamet” için hazırlıklar yapıyor. Zira birçok bağımsız enstitünün ve bilim adamı gruplarının yaptığı tahmin çalışmaları, yakın bir gelecek için çoğumuza sürpriz, hatta saçma gelecek bazı sonuçlar veriyor. Yapılan son simülasyon çalışmaları, dünyadaki dengesiz tüketim nedeniyle yaklaşık 2021 yılları itibarı ile ciddi bir çöküş öngörmektedir. Üstelik bu çöküş bildiğiniz krizler gibi bir şey de değil. Kelimenin tam anlamıyla tüm yaşamı tehdit eden bir çöküş ufukta belirmeye başladı bile.
Medeniyetin damarlarında dolaşan kan misali bugün her şeyimizi üzerine kurduğumuz petrol, tükenmek üzere. Artık toprağın altında petrol çıkartmanın maliyeti gittikçe artıyor. Yakında bir varil petrol çıkartmak için bir varil petrol harcamak gerektiğinde petrol üretmenin bir anlamı kalmayacaktır. Çok uluslu petrol şirketlerinin ve gözü doymaz küresel sermayenin dünya batana kadar karları azami düzeyde tutma isteği, alternatif enerji kaynakları üzerindeki araştırmaları baltaladığı gibi, sıradan insanların durumun ne kadar vahim olduğunu anlamalarını da engellemeye devam ediyor. Büyük medya organları, tüm dünyada bu açık bilimsel sonuçlara adeta sağır ve dilsiz gibi tepkiler veriyor.
Çok sevdiğimiz ve sürekli büyümesi ile övündüğümüz ekonomilerimiz, temel yakıtı olan küresel sermayeden mahrum kaldığında ne yiyip ne içeceğimiz gibi temel bir sorunla karşı karşıya kalacağız ve bu konuda hiçbir çözüm planımız da yok gibi duruyor. Tabii sadece kıt kaynaklardan dolayı aç kalmaya başlamayacağız; bugün alıştığımız savurgan yaşam düzeyini sürdürebilmek için birbirimizin kaynaklarına musallat olacağız ve sonuçta çıkacak savaşlarda belki de milyarlarca insanı kaybedeceğiz.
İnsanoğlu diğer canlılardan farklı olarak, yaşadıkça çevresini değiştirip belli düzeylerde kirletiyor. Bu özellik insanın tabiatında var. Arkasında bıraktığı geri dönüşsüz değişikliklere de insanoğlunun ekolojik izi diyoruz. İşte bu ekolojik ayak izi her yıl onlarca atom bombası kadar dünyamıza zarar veriyor.
Küresel baronlar tüm insanlığı kendileri için bir müşteri olarak görüyor. Gıda ve ilaç terörü ile insanları kendine bağımlı ve yönetilecek bir köle gibi görmek istiyor. Kurdukları sözde kuruluşlar ile (Birleşmiş milletler, Dünya sağlık örgütü, Dünya tarım örgütü, İMF, Dünya bankası) tüm dünyayı tekeline almış durumdadır. Yaşadığımız küresel covid 19 virüsü bir sonuçtur. Bu sonucu doğuran sebep doymak bilmeyen bu baronların kaslarını doldurmak ve tüm insanlığı kendilerine bağımlı kılmak için tüm insanlığa karşı açtıkları mikrobiyolojik bir savaştır.
Atmosfere salınan karbondioksit çoktan iklimimizi değiştirmeye başladı. Dünyanın ortalama sıcaklığındaki artışlar artık geri dönülmez noktayı aştı. Kutuplarda eriyen buzullar, kuzey ve güney denizlerinde dünyanın ısı dengesini sağlamak üzere sürekli devr-i daim yapan açık deniz akıntılarının yönünü değiştirmek, hatta onları tamamen ortadan kaldırmak üzere. Geçmişte defaatle gelip gittiğini bildiğimiz buzul çağları da böyle geldi ve etkileri yüzyıllarca sürdü. Fakat bugün bu tabii döngüyü kendi aleyhine olabildiğince erkene çekmeye çalışan bir garip canlı türünün, yani insanoğlunun yaşadığı bir zamandayız. Ayrıca öleceğini bilip de umursamayan bireyler gibi gözümüzün önünde sonumuzu getirme potansiyeline sahip bu hadiseler çoğumuzun kılını kıpırdatmıyor.
Tohumlarımız, tarım alanlarımız, bitki çeşitliliğimiz, biyolojik donanımımız hızla tükeniyor. Sadece canlı bedenlerde hızla ve kontrolsüz büyüyen kanser hücrelerinde görülebilecek bir “ekonomik büyüme” takıntısı bizi çoktandır bu dünyanın en tehlikeli “kanserine” dönüştürmüş durumda. Üretebildiği kadar üreten bir ekonomi ile tüketebildiğince tüketen bir insan topluluğu, yenidünya düzeninin de temelini oluşturuyor ve bu şekilde farkında olmadan kendi kendimizi hızla tüketiyoruz. Dünyadaki herkesi ortalama bir Amerikalı gibi yaşamak istemesi halinde üzerinde yaşadığımız dünya gibi en az 4,5 tane daha ilave dünyaya ihtiyacımız olduğunu biliyoruz ama “yetim hakkı yemeyi” yasaklanmış bir dinin mensubu olsak da bir Amerikalı gibi yaşama özlemini ve refleksini içimizden atamıyoruz. Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümek gibi “delice” bir isteğimiz var; kimsede nasıl olacak bu iş diye sormuyor.
Büyük felaket için geri dönülmez noktayı geçeli çok oldu. Şu anda tüm dünya insanları derviş gibi kıt kanaat yaşasa bile, artık bu çöküşü geri döndürme şansımız yok gibi görünüyor.
“Allah haddi aşanları sevmez” diyen ilahi emrin inananları olarak, haddi aşan insanın nelere sebep olduğunu bir kez daha canlı yayında görecek bir nesil olacağız gibi görünüyor. Çevreye en çok sahip çıkması ve onu emanet bilmesi gereken Müslümanların bu denklemdeki durumu da çok daha içler acısı…
Size tavsiyem: En yakın zamanda ve ilk imkân bulduğunuzda bir şeyler ekip dikebileceğiniz, kendi mahsulünüzü üretip tüketebileceğiniz ufak bir bahçe yahut tarla gibi bir yaşam alanı edininiz. Ailenizin ve çoluk çocuğunuzun geleceği için bu acil eylem planını ufaktan uygulamaya başlayınız. Böylece hem gündemin saçmalıklarından kurtulmuş hem de gelecekteki torunlarınızın hayır dualarını almış olursunuz. Felaket senaryoları yanılıyor olsa bile, netice de siz ve torunlarınız kendi bahçenizde yetiştirdiğiniz organik sebze meyvelerin tadını çıkarıp daha sağlıklı ve tabiattan emek ve zahmetle yetiştirdiğiniz pek kıymetli bir rızık olduğunu daha içtenlikle takdir etmeye başlarsınız.
Allah göstermesin diklemesine yükseltilmiş konutlardan oluşan mahalleniz petrolsüz, doğalgazsız, susuz, marketlerde yiyeceksiz kalabileceğiniz günleri bir düşünün… Olmaz demeyin, çünkü bu bela insanın başına ilk defa gelmiyor.
Bu sorumluluk bilinci ile bir grup duyarlı arkadaşlar ile Yalova da başladığımız ekolojik yaşam köyü projesinde doğa ile barışık ve kendi ihtiyaçlarını yetiştiren, kendi enerjisini üreten kendi kendine yeten bir yaşamın adımlarını atmış bulunuyoruz. Kooperatif olarak bir model geliştirmeye ve uygulanabilir örnekler oluşturmaya çalışıyoruz.
18.01.2021
Sabri Kaya
[email protected]

 

 

 

• Unutulacak şeyler-Sinan Canan